20080920

Experiment gone wrong

Pair of short small clones
Blocking my escape path - crying
Oh daddy! Daddy!

uzun yol

Elvisin gitari
Tingirdarken kucuk kabinde
Vegas'a 4 isikyili

UFO!

Beyaz buzul ustunde
Ziyaretin tek kaniti
Kucuk bir kan lekesi

Define

Yolcu golgeye ulasinca koruyucu gozluklerini alnina aldi. Sicagin altinda terlemis ve yorulmustu. Golgesine sigindigi heykeli ve duvari soyle bir inceledi. Gunes dogdugundan beri katettigi kum tepelerinden sonra hos bir degisiklik idi.

Gunesin parlak isiklari her tarafin renklerini soldurmustu, sari-beyaz bir manzara uzerine mavi-beyaz bir gokyuzu.

Yillarin ruzgarinin, gunduzun sicaginin ve gecenin sogunun yiprattigi koca heykel, detaylari silinmis olsa da butun hasmetiyle milyonlarca daha gun donumunu gorebilecekti. Yolcu aniden ucsuz bucaksiz zamanin kucuk bir diliminde kendisini onemsiz hissetti. Bedeni toz toprak olduktan cok daha sonra bu heykel baska yolculara golgesini sunacakti.

"Oglenin bu vaktinde depresyon hic de hos bir sey degil" diye mirildandi.

Hem heykel hem duvar bundan onbinlerce yil once bir limanin girisini koruyordu. Muhtemelen Rodos heykeli gibi cok uzaktan gozukerek kendisini denizlerde kaybetmis saskin denizcilere yol yordam saglayarak umit kaynagi oluyordu. Isin garip yani heykelin buyuklugu idi, bir tepeden daha yuksek, sanki bir dag gibiydi.

Yolcu sirt cantasini yere indirdi ve icerisini karistirmaya basladi. Birkac dakika sonra elleri ve ayaklari icin birer cift krampon buldu. Eldivenleri giyip parmaklarini hareket ettirdi. Kramponlarin sivri uclari zihninin emirlerine birebir uydu. Ayaklarindakiler de benzeri sekilde vucudunun bir devami gibi calisti. "Seks endustrisi nelere kadir" diye icinden gecirerek dikkatlice once duvara, sonra heykele tirmanmaya basladi.

Yarim saat sonra bir maymun gibi trmandigi heykelin en ustundeydi. Sicak gunes altinda gogsu kurek gibi inip kalkiyordu. Cebinden cikarttigi metal tarama cihazina goz atti. Agirca bir tas parcasinin altinda iki platinyum yapragin arasina saklanmis kucuk kagit parcasini bulup hic okumadan cebine atti. Kagidin icerigi sonra cok daha sakin ve rahat bir durumda incelenebilirdi.

Birkac dakika soluklandikta sonra bu kez dikkatlice inise basladi. Aradan bir saat gecmeden tekrar yolundaydi ve heykel hayli arkasinda kalmis, her adimda kucuklmekteydi.

Mesafenin yeterli olduguna karar verince tekrar heykele dondu. Cebinden telefonunu cikartip ana gemiyi aradi ve durum raporunu verdi. Kaptan "Yeterince uzakta misin?" diye sorunce "Galiba?" cevabini veren Yolcu, gozluklerinin ikinci seviyesini de gecirdi. Sistemin yildizini bile zor gorebilirken aniden bir parlaklik gozlerini acitacak kadar patladi. Birkac saniye sonra butun koruyucu gozlukleri cikartip ufuga baktiginda heykelin oldugu yerde kucuk bir krater gozukuyordu.

"Diger hazine avcilarina bir sey birakmak zorunda degiliz sonucta" miriltisiyla sistemin tek istasyonuna dogru yurumeye devam etti.

20080916

up for a little probing?

my eyelids are heavy
and wonderful taste of sweet sleep in my mouth
and the little alien in the corner with his probe, waiting

push the needle in to the vain

First MRSA
Now the next thing killing us
Nanos in vitro

Autumn rains

A bright flash up there -
Some robots fighting in the sky
Look - It's raining down oil

bigfoot

I forgot
You were there
In the suit

20080910

Kremlin'in Kuleleri

Premiyer Kremlin'in gorkemli kapilarindan gecerek kirmizi hali ile kaplanmis merdivenleri cikmaya basladi. Koridorda saginda ve solunda ellerinde tufekler ile askerler siralanmisti.

Premiyer'in yuruyusu yanliz bir yuruyustu. Tek basina, onunde veya arkasinda usaklari ve yalakalari olmaksizin ancak her yere gizlice yerlestirilmis televizyon kameralari sayesinde butun gezegenin gozleri uzerinde iken cikilan merdiven sanki sonsuz bir iskenceydi. Premiyer'in kirmizi kaftaninin uzun etegi arkasindan dansediyordu.

Buyuk ve gorkemli kapilar onunde acildi ve Premiyer salona girdi. Karsisinda ellerinde Dunya gezegeninin sinirsiz kontrolunu temsil eden Tac ile Uzayli ve usagi duruyordu. Derin bir nefes alarak kararli bir sekilde yurumeye devam etti.

Gunes sisteminin sahibi olan olaganustu Uzayli'nin hemen onunde durarak dizlerine coktu. Tac basina yerlestirilirken Premiyer hafifce gulumsedi ve kaftaninin altinda tasidigi bombanin tetigine basti.

Yavas yavas Kremlin'in gorkemli kuleleri yikilmaya basladi. Daha sonralari Uzaylilarin intikami cok daha aci verici olacakti.

Sonbaharin sonu

Disari ciktigimizda hava hayli soguktu. Sirtima gecirdigim kalin ceket hayli rahatsiz geliyordu, cocuklugumdan beri butun yasamimi t-shirt ve sortlarla gecirdikten sonra kalin kazaklar ve ceketler giymek cok garipsedigim bir seydi. Son birkac yil bir seylerin ters gittigi belliydi. Normalde kislari esen sicak ruzgar bizleri hayli rahat tutardi ama son birkac senedir ruzgarlar gittikce soguyordu..

Dostum benzeri sekilde giyinmis, olaganustu yavas bir sekilde batmakta olan gunese bakiyordu. Bir sure icin son gorecegimiz gunes batisiydi. Her sene birkac ay boyunca karanlikta, parlak yildizlarin altinda gecmis cocuklugumuzun anilarindaki guzel hava gitmis, yagmurlu, igrenc bir hava gelmisti. Bu kis ozellikle zor gececek gibiydi.

Antartika'nin ortasinda, guney kutbunda gecen guzel hayatimiz aniden korkunc bir degisiklige ugramisti. Dostum bana donerek "Bu kis iyi gecmeyecek, bu konuda bir seyler yapmamiz lazim, global soguma bizi kotu etkiliyor" dedi.

Hemfikirdim. Yerde, hemen onumde hayatimda ilk defa acik havada gordugum donmus bir su parcasi vardi.

Okul

Sigaramdan derin bir nefes cekip yavas yavas biraktim.Alcak gunes kutuphanenin camlarinda arta kalan demirlerinden yansiyordu, parlak sari bir gokyuzunde kan kirmizi bir leke, cigerlerimden saldigim mavi-gri duman ile. Kutuphane yapisi sayesinde kale gibi gozukse de icindeki kurumus kagitlar dusen ilk roketlerin isisiyla coktan cayir cayir yandigindan duvarlari ve birkac demir parcasi disinda pek bir sey kalmamisti geride. Ote yandan tutusmadan once orada gizlenen gerillalarin Matematige iyi bir ders verdigi ortadaydi. Zirhimin dayandigi duvarda pek saglam bir sey kalmamisti..

Izmaritin kirmizi ucuna bakarken aklima daha birkac sene once tutune ne kadar karsi oldugum geldi. Yasam bu kadar ucuz ve hizliyken galiba ilerlemis yaslarda kanserden olecegini insan ciddiye alamiyor. Izmariti bir kenara firlatarak zirhimin icine tirmandim ve zirh kendisini etrafima sardi. Once nukleer jeneratorun isigina baktim (yesil), daha sonra dikkatlice, ses cikartmamaya calisarak harakete gectim.

Son catismalarda hayli bir sekilde hasar gormus binalarin yanindan.
Anfi ilk bombalanan binalarin arasindaydi. Icerisinde saklanmis insanlar yigintilarin altinda kalmisti ve aradan gecen yillara ragmen hala iskelet parcalari taslarin arasindan cikiyordu. Yavas yavas eskiyi anarak guneye dogru yururken birden bire bir parlaklik gozume girdi - arkasindan da bir sok dalgasi. Roketin sarapnelleri etrafimdan islayarak ucusurken ne kadar sansli oldugumu farkettim. Refleks halinde Rayliyi kaldirip atesledim. Toplam 4 kilo agirligindaki sarapneller iki metalin arasindaki miknatislarla olaganustu bir ivmelenmeyle zirhimdan ayrilirken beni geriye dogri firlatti. Raylinin tepmesi gibi bir sey yok bu dunyada. Dustugum yerde yuvarlanarak dizimin ustune kalktim ve kollarimdaki son iki roketi de salladim.

MM'in kalan kisminin tepesi birden bire havaya uctu. Arkasindan roketler tembel tembel binanin ortasina carptilar. Zaten hasarli olan bina yavas yavas saga dogru yikilmaya basladi. Tam yikilirken tepesinden atlayan bir zirh gordum ve raylinin tetigine bir daha asildim. Zavallicik daha havada iken yuzlerce kucuk parcaya ayrildi.

Son tepki beni anfilerin kenarina kadar geri itmisti. Hizlica saga dondum ve egimden asagi kosmaya basladim iki tarafima yikintilari alarak. Fizigin arkasina geldigimde varoldugunu tahmin ettigim - nerede oldugunu tahmin edemedigim yedeklerle karsilastim.

Ne kadar hizli olursan ol, zirh dedigimiz meret tonlar agirliginda ve sagir sultan uzak mesafeden kosara geldigini duyuyor. Karsilama grubu son derece iyi bir sekilde tuzak kurmustu bana anlasilan. Yuksek guclu lazerler ve roketler insanin yuzune cevrilmisken insan biraz afalliyor, ne yapacagini bilemiyor. Ben oylecene dururken guneyden cok hizlica gelen. gunes isigiyla degil, atmosferdeki surtunmesinden dolayi cilginca isildayan cisimler dikkatimi cekti ve kendimi yere attim. Karsimdakilerin de eli bos durmadi ve bir yigin roket bana dogru yavas yavas harekete gecti.

Insan panik icerisindeyken cevresindeki zaman nasil da yavasliyor. Roketlerin bana dogru gelislerini, zirhima ve etrafima carpislarini son derece net hatirliyorum. Ne kadar refleksvari bir sekilde yuzumu korumus olsam da 360 derece cevremi gosteren monitorlerden insan kendisini koruyamiyor. Panik, faltasi sekilde acilmis gozler ve sok. Birkac saniye sonra dogumda ikinci bir gunes dogdu. Hemen arkasindan arkamda bir ucuncusu.

Kendime geldigimde Sahitlerden kimse kalmamisti. Muhtemelen Hocalarina danismak icin geri cekilmislerdi. Zirhim ise son gorevini yapmis, beni sadece hafif yaralar icerisinde birakmisti ancak bir yere gidebilecek bir gucu kalmamisti.

Sikayet eden kaslarimi zorlayarak zirhi ustumden attim ve yaralarimi hafifce sardim. Elime makinaliyi alip, kafama da yerde buldugum bir kaski gecirerek tepeden asagi yurumeye devam ettim ve agaclarin icerisine girdim.

10 dakika sonra Makinayi solumda birakmis bir durumda agaclarin arasindan ciktim ve eski gozlemevini sagimda gordum. Son derece dikkatli bir sekilde yaklasarak etrafindan dolastim. Birkac sene once sorunlar ilk basladiginda bir gerizekali kubbeye bir ucaksavar makinali koymaya karar verdiginden geriye yanmis ve yikilmis bir tugla yiginindan pek baska bir sey kalmamisti.Ucaksavari koyarken asagi devirip attiklari teleskop hala dustugu yerde duruyordu. Sirtimi teleskobun tubune verip yere oturup bir sigara daha cikarttim ama elimi kibrit icin cebime attigimda ne kadar sanssiz oldugum ortaya cikti.

Yuzume sari bir kar yagmaya basladi. Yok, kar degil. Kul. "Genelkurmay ve Etimesgut?" diye mirildandim kendime. Sahitler bu kez cok ileri gitmislerdi ve bunun sonu ancak ciddi kotu bitebilirdi.

Batan gunesin isinlari karsimda yavas yavas dagilmakta olan mantari aydinlatirken kaskimi ve makinalimi yere koyup okulumun meshur Devrimcilerini beklemeye basladim - pek bir umit sahibi olmadan.

Bir sigara daha olsaydi hic de fena olmazdi.

Hepimiz Oleceeez!

Herkes LAC hakkinda paniklerken ve internette haber sayfalarini arka arkaya yuklerken ben sakince ekranimin karsisinda oturmus gokyuzunu seyrediyordum. LINEAR (Lincoln Dunyaya Yakin Astreoid Arastirmasi) projesinde calismanin en guzel yani gecenin buyuk kismini arkama yaslanip muzik dinleyerek ve ekranlari seyrederek gecirmek.

Arkamdaki guruh birden heyecanla birbirlerine sarilip alkisa basladilar. Kulaklikta calan muzigin (DragonForce!) sesini biraz dusurdum, anlasilan ilk carpismalar basarili bir sekilde sonuclanmisti. Birisi biralari buzdolabindan cikartti ve ben de elimi uzatarak bir soguk sise kaptim. Sisenin uzerinde bugulanan su damlalarini izlerken ekrandaki bir sey gozume carpti.

Daha onceden yerini ve seklini bildigimiz bir asteroidin fotografi ekranima gelmisti. Asteroid 2000 WG11, nami-diger (165347) Philplait. Kucuk bir tas yigini. Ekrandaki kirmizi rakamlar dikkatimi cekti - bu kucuk asteroid olmasi gereken yerden birbucuk milyon kilometre sapmis durumdaydi.

Boyle bir seyin tek ihtimali cok buyuk bir kutlenin bu asteroidi yerinden cekip baska bir yorungeye oturtmus olmasi ki bu asteroidin yakinlarinda boyle bir gezegenin (veya yildizin) olmadigini butun amator astrononmlar bilirler.

Kucuk bir hesaplama - bir karadelik. Yeni bir karadelik. Cok buyuk olmayan ama yeterince buyuk bir karadelik.

Siseyi acip agzima dayadim ama gulumsememi engelleyemedim. Butun catlaklar LHC'nin yaratacagi mikro-kara deliklerden endise ederken ben burada esas katili bulmustum - veya katil adayini.

Boyle bir agirligin gunes sisteminin icinden gecmesi butun gezegenleri yorungelerinden alip baska yerlere koymasi demek. Ben sizin yerinizde olsam simdiden evime komur depolamaya baslarim. Bir de konserveler. Bir de kasa kasa bira.

Esasinda hepsi bos.

Hepimiz olecez.

20080827

Bubbles

Small bubble universes
Draining down the bathtub of Gods
Ending the long soak...

20080801

P=m*V

billions die
as the asteroid smacks into the moon
in a flicker at light speed

A natural disaster - how a spacehab was lost

loss of control jets -
little star moving in the sky
faster and faster

20080731

crank up the dial!

Little Robot on speed,
A little high on extacy
-High voltage run

And a luggage with legs follows him

The Wizzard moves forward
Through the crowd, parting it - Hey!
He's running away!

Weird dreams

The British Cheese Board
Secretly controlling our sleeps -
A smelly conspiracy

Watching Charlie Jade

I know where I am,
Not lost, not yet, in time and space
but wrong universe.

20080720

Bir hava alani macerasi

Hava alanina cok erken varmak cok sacma bir is olsa da baska pek bir sansim yoktu. Musteri resmen kapidisari etmisti beni, yarin devam ederiz, sen de evden calisirsin diye.

Kendime bir duble espresso alip bulabildigim bir bos masaya yerlestim ve laptopumu actim.

Hizlica etrafta bir WiFi noktasi olup olmadigina baktim - pek sansim yoktu bu gun. Parayla korkunc ucretlerle servis veren haydutlardan bolca vardi ama...

Kismet'i calistirip bir ne var ne yok tarayalim dedim ve arastirmaya basladim. Cok surmeden bir takim kendini duyurmayan servisler yakalamaya basladim.

Hizlica SSID'leri kesfedip bir bir durtuklemeye basladim bunlari. Cogunlugu yerel ve pek iyi korunmamis sirket aglariydi - ne zaman ogrenecekler bu insanlar yerel aglari WiFi'ye yayinlamak boru degil, sonucta ozellikle hava alani gibi bir yerde insanlarin kisisel bilgileri son derece kolayca calinabilir!

Artik internet baglantisi degil de daha cok meraktan saga sola bakinmaya basladim, EasyJet, BMI, Ryan Air, birkac adi bilinmez yerel havayolu sirketi derken aniden bir baglanti ilgimi cekti: "Galaktik Yolculuk".

Birilerinin espri anlayisi benimkiyle ayni diye dusunerekten bu aga kendimi dikkatlice bagladim. Muhtemelen herhangi bir sistem yoneticisi beni rahatca yakalayip zaten kucuk olan hava alaninda hizlica bulabilirdi ama laptopumun guvenliginin makul derecede saglam oldugunu dusundugumden pek dert etmedim - tabii ki hava alani guvenligi elemanlarinin beni dove dove disari atmasi hos olmazdi ama boyle bir olayin olasiligi hayli dusuk diyerekten... Insanoglu arada bir riske atmali kendini. Hos - bende bu habirebir olan bir sey ama, zannedersem daha cok kendi hayatima pek onem vermedigimden kaynaklanan bir sey bu.

Hizli bir ag taramasi bana birkac tane web sunucusunun oldugunu gosterdi, ben de hadi artik, bundan sonra ne olacak diye Firefox'umu acip sansimi denedim: http://www.galaktikyolculuk.com

Ve karsimda aniden ilginc bir web sayfasi vardi. Anlamadigim bir dilde, anlamadigim garip bir karakterler ekranimi doldurdu aniden. Ekranda karsima gelen renkler kesinlikle dunyadaki web sayfasi standardlarina pek uymuyordu, pembe-mor bir arka plan ustune kirmizi-sari karakterler asagidan yukariya dogru akiyor gibiydi, sanki tepetaplak bir sayfa okuyordum. Once bir sysadmin'in sakasi zannettim bu isi; bazi insanlar aglarina izinsiz baglananlara resimleri tepetaklak etmek veya butun linkleri Goatse adamina yonlendirmek gibi sakalar yaparlar. Sistem yoneticilerinin espri anlayisinin diger insanlardan farkli olduguna kesinlikle eminim - onca sene bilgisayarlarla bu kadar hasirnesir olmak insanlari biraz degistiriyor bence, ben de onlardan biriyim sonucta ve bu tur sakalar benim de cok hosuma gider.

Ote yandan bu biraz daha farkli gibiydi.

Gercekten farkli.

Dikkatlice sayfayi inceledim. Sanki bu sayfa bir insanin gozler icin tasarlanmamis gibiydi. Acaba....

Hizlica sayfanin kodunu actim, HTML gibiydi ama karakterlerin grafiklerden olustugunu farkettim, UTF8 degildiler - UTF8 butun dunyadaki dilleri iceren bir karakter tanim tipi, artik biliyorsunuz, hikayeye devam - ve linklere hizlica baktim ve diger ekranda sirayla linkleri acmaya basladim. Bir suru baska garip renklerde garip >karakterlerle dolu sayfalar ekranimi doldurmaya basladi.

Saskinca saga sola klikleyerek gecen bir bes dakikadan sonra aniden karsimda hava alaninin bir plani vardi. Renkler tumuyle yanlisti ama yine de cevremdekileri taniyabilecegim bir plandi bu. Sanki yolculara ne nerede gosteren planlara benziyordu. Dikkatice incelemeye basladim bu plani. Hizlica bu resmi PDA'ma transfer ettim, laptopu kapattim ve haritada isaretlenmis noktalari dolasmaya basladim.

Cogunlugu tuvaletler, cafeler gibi yerlere denk geliyordu. Ancak bir garip karakter uzerinde hic bir sey olmayan bir kapiya isaret ediyordu. Cevreme hizlica bir baktim, henuz kimsenin dikkatini cekmis gibi degildim. Kapi kolunu soyle bir yokladim, sonra hizlica asildim ve... Acildi, ben de kendimi oteki tarafina attim!

Bir koridordaydim. Cok uzun degildi ama bir on metre kadar gidiyordu ve benim oldugum taraf ile karsi tarafin aydinlatmasi farkliydi, daha cok ultraviolet gibi, garip bir rengi vardi. Yavasca yurumeye basladim, kalbim gum gum gum atiyordu. Koridorun ortasinda biraz durup nefes aldim, kalp atisimi duyamayana kadar kendimi sakinlestirmeye calistim. Zihnimde heyecanin yerini merak almaya baslamisti. Kulaklarimi kabartarak yavas yavas ilerledim koridorda ve sonuna geldigimde koseyi dondum ve etrafima bakindim ama gozlerime inanamiyordum!

Karsimda baska bir hava alani bekleme salonu vardi! Renkler, isiklar, hersey cok farkliydi. Etrafimda organik kupa sekline benzer cisimler, havalarda ucusan isildaklar, kuyruklari kontrol altinda tutacak ipler... Ve isin en garibi, salonun uzak tarafinda bir takim insanlar.. Hayir, insan demek yanlis, hominidler demek daha dogru olur, ya da insansilar? Geri planda cok hafif bir Elvis sesi, Jailhouse Rock'u soyluyordu.

Artik emindim. Elvis olmedi, gercekten yurduna temelli goc etti...

Cok dikkatlice gerisin geriye koseyi geri dondum, koridorun sonuna dogru kosmaya basladim ve kapiyi hizlica acip arkamdan kapattim.

Hizli bir kontrol - hala kimse bana bakmiyordu. Yavas yavas kapidan uzaklastim, bir cafe'ye yoneldim ve kendime bir duble espresso daha siparis edip ilk buldugum koltuga yigildim. Ve laptopumu acip bu cumleleri yazdim. Simdi bloguma yukleyip tekrar kapinin onune gidecegim. Eger benden bir daha haber almazsaniz, Elvis'in son konserinde beni bulabilirsiniz.

Bana iyi sanslar dileyin!