20081222

Pardon

(Bu hikaye ilk olarak bir BlackBerry 8100'de yazıldı, sonra hatalar duzeltildikten sonra buraya geçirildi.)

Yeni çiftin düğünü bütün hızıyla devam ediyordu boğaz manzaralı lokalde. İçkiler lıkır lıkır iniyor, her dakika daha çok insan kendisini ortalığa atıp çılgınca oynuyordu. Orkestranın gürültüsü boğazın sakin sularının üstünden neredeyse karşı yakadan duyuluyordu. Bütün Ortaköy mahallesi sakinleri "yuh bre" çekiyordu.

Aniden dalgalandı sakince akan boğaz suları ve önce bir dokungaç suyun yüzeyine çıktı. Arkasından su gittikçe çalkalanmaya başladı ve yeşil gri bir yaratık kendisini suların üzerine çekerek sahile çıktı, tam da lokalın karşısında.

Eski tanrıların lideri yüce Cthulhu aniden sessisleşen düğün misafirlerine bakarak "Pardon, sesi kısabilir misiniz azıcık?" diye sordu. Sağda solda herkes akıllarını kaybetmekle meşgulken bir tek orkestranın davulcusu sakin bir şekilde karşısındaki mahlukata bakarak "Emrin olur abi yaa, ayıpsın" cevabını verebildi. Eski tanrı davulcunun cevabından tatmin bir şekilde tekrardan derinlikler daldı ve bir istanbul düğünü de bu şekilde sonlandı...

20081219

Sevgili Kalamar'dan Sevgili Yerli'ye

Tamam, en baştan başlamam lazım anlatmaya, başka türlü adım kötüye çıkacak yine.

Bu gezegene gelmeden önce yüzyıllarca devir yolculuk yaptık. İlk koloni yolculugu idi bizimkisi. Her zaman oldugu gibi devletin parasını boşa harcıyorsunuz diye diye iyice kıstılar bütçeyi. Proje ilerlemeye çalışırken gelip giden hükümetlerin her birisi kendi politik kesintisini yaptı. Öte yandan yine bürokratlar tarafından yöneltilen projenin bütçesinin hayli bir kısmı çarçur edildi.

Yola çıktığımızda artık hiçbirimizin elimizin altındaki ekipmana bir güveni kalmamıştı açıkçası. Motorların uğuldaması, pompaların vınlaması, boruların ve tüplerin ığıldaması - hepsi bir garibimize gidiyordu, birşeylerin yanlış gideceği kesindi. Sonunda birşeyler nalları dikti ve başımıza neler geldi ama ona sora geleceğim.

Biz ilk koloniydik. Haliyle herşey bizim başarımıza bağlıydı. İlk gidenler başarısız olursa niye tekrardan bu kadar para harcansın? Ayrıca başarısızlığın sebebi bulanacak... Zaten bütçeleri tümden kesmek varken hele...

Haliyle hayli yoğun baskı altındaydık başarılı olmak için elimizdeki şartlarla. Gerçeklerin üzerinde beklentilere cevap vermek çok zor bir iş.

Geminin kaptanı bendim. Tayfalara karşı sorumluluk üstüne hükümet bürokratlar ve politikacılarla ugraşmaktan gına gelmişti. Haliyle bütün tasarım hatalarına, eksikliklere rağmen başarılı bir kalkış ve çok da sorunlu olmayan bir yolculuk başlangıcı hepimize çok iyi gelmişti. Bütün mürettebat hayli neşeliydik, Teknisyen haricinde. Teknisyen aletlere bır anne gibi bakıyordu, neredeyse her saniyesini herşeyin düzenli çalışması için ugramaşmakla geçiriyordu. Haliyle keyfi sürekli çok bozuk şekilde geminin koridorlarında dolaşıyordu.

Teknisyen. Ah Teknisyen. İlk planlara başladığımızda en neşeli ve hareketli olan, proje sırasında herşeye heyecanla atılan, 10 devir üst üste en hevesli tayfa ödülünü alan Teknisyen. Esasında hala herşeyi ona borçluyuz. Cesedini buradaki ilk yaşamın kaynağı olarak kullanmasaydık buradan kurtulabilme şansımız bile olmazdı. Herneyse, yine çok ileriye atladım.

Yolculuk devirlerce sürecekti. Haliyle herşeyin aşagı yukarı normal olduğuna kanaat getirince herkesi uyku kabinlerine kapattık. Teknisyen, Doktor ve ben her yarıdönüm kalkıp kontrolleri yapacaktık.

Ziguratt'ın en alt tabakasına kolonide kullanılacak ekipmanları yerleştirmiştik. Bir üst tabakada koloniciler uyku kabinlerinde uyuyorlardı. En üst katmanda da motorlar ve geri kalan ekipman, en tepede ise benim mekanım, kaptanın yeri.

İlk birkacyüz devir sakin gitti, bir sorun yaşamadık ufak tefek tamir edilebilir arızalar haricinde. Kabaca yarıyolda iken felaket bir kaza başımıza geldi. Herşey yakınında geçtığimiz bir yıldızın patlamasıyla başladı. Patlamanın şok ve radyasyon dalgaları bize vurduğunda zaten kendi başına tıngır mıngır çalışan sistemler arka arkaya çöktüler. Koloninin bir kısmını radyasyon hasarı yüzünden kaybettik. Uykularında hic birşeyin farkında olmadan gittiler. Doktorun çabalarıyla geri kalanları kurtarabildik ama büyük kısmında zaman geçtikçe mutasyonlar olacaktı. Doktor ve ben ise tümden şanssızdık. Yaşayacaktık ancak korkunç bir gelecek bekliyordu bizleri. Esas acıklı durum Teknisyen'in durumuydu. Tamiratlarla uğraşırken aldığı dozaj sonunu belli etmişti.

Arka arkaya çöken sistemlerle Teknisyen ugraşırken ben haldır huldur acil iniş yapabileceğimiz bir sistem arıyordum ve bu sistemde karar kıldım.

Sert bir iniş kolonide kullanacağımız ekipmanları darmaduman etti. İndiğimiz gezegen metan atmosferli zavallı birşey olsa da uzun vadede bir seyler yapılabilir gibiydi.

Radyasyon hastalıgından ölmekte olan Teknisyen, yüzü ve vücudu biçimden biçime girmiş ben ve Doktor hep beraber kafa kafaya verip ne yapacağımızı düşünmeye başladık.

Yolculugun başından beri karamsar olan Teknisyen başına geleceklerin kesinliğı sayesinden midir, manasız bir neşeye sahipti. "Takma be kafana Kaptan yaa, kabinler sağlam en azından, olayı uzun vadeli düşün, şimdi olmasa da gelecekte bir şekilde çözülür dertlerimiz!" dedi bir gün ve bu bana bir fikir verdi. Doktorun da oluruyla bir plan oluştu aklımızda. Ancak bir şeyi gözönüne almayı unutmuştuk.

Teknisyenin mutasyondan şekilden şekle girmis sıcak vücüdunu temel malzeme olarak kullandık. Kazada hayatını kaybetmişleri de organik madde kaynağı olarak kullandık ve Ziggurat'ın etrafına ektik, Böylece bu gezegende hayatın ilk adımını attık.

Sevgili Yerli. Unuttuğumuz nokta Teknisyenin genlerinin sizere kadar varma olasılığı idi. Bu yüzden telepatik olarak bizlere bağlisınız ve bizim bildiklerimizi bir seferde kavramanız o kadar zor ki. Oysa ki aradan geçen milyarlarca devirlerden sonra sizler bizlere yardım edecek kadar geliştiniz. Koloninin sahip olduğu bilgilerle yıldızlara tekrar yolculuk edebiliriz. Umarım sen bize yardim edebilirsin. Sevgili Yerli lütfen lütfen dinle beni. Sevgili yerli lütfen.... Lütfen...

-------

Kaptan Idris'in gözleri faltaşı gibi teknesinin hemen yanında açık denizin içinden çıkmış canavara bakıyordu. Aklının son parcacıkları uçuup giderken zihninde son duyduyu sozler şöyleydi: "Cthulhu Fhtagn... Fhtagn..."

20081102

Yolculuk (NaNoWriMo 2 kasim!)

Kabaca yariyoldayken bulduk onlari. Samanyolundan Andromeda'ya yolculugumuz arasinda arastirma ve olcumler yaptigimiz bir suru kisa sayilabilecek ziplamalardan olusuyordu.

Zipla. Deneyleri yapacak uydulari sal. Bir onceki deneylerin sonuclarini incele. Uydulari tekrardan topla. Ziplamaya hazirliga basla.

Bir sure sonra kacinci ziplamada oldugunu unutuyor insan. Ote yandan insanligin Andromeda galaksisine ilk yolculugunu cok iyi bir sekilde kaydini tutmamak cinayetten ote bir suc olsa gerek.

Bilimadami aniden calisma odama daldi. "Tarihci, gel, bunu kacirmaman lazim!"

Pesinden kopruye kostum. Murettebatin kalanini olusturan Kaptan, Doktor ve Filozof zaten kopruye gelmisti ve Pilot her zamanki gibi kumandalarin basindaydi. Hepimiz yanina yigildik. Pilot gostergelerden birisine parmagiyla isaret etti.

"Bir kutle var, hayli yakinimizda ve haylice buyuk. Mesafe on-onbes parsek olsa gerek. Kutlesi de uc carpi on uzeri onsekiz kilogram."

Hepimizin birden bire nefessiz bir sekilde donduk kaldik.

Herseyden once kisa bir aciklama aramizdaki bilimle cok ilgili olmayanlar icin. Bir parsek 3 isik yilindan biraz fazla. Andromeda ve samanyolunun arasindaki mesafe asagi yukari 775bin parsek, yani iki bucuk milyon isik yili civarinda yuvarlak hesap. Gunes ile en yakin yildiz arasindaki mesafe kabaca 4 isik yili. Gunes ile dunyanin arasindaki mesafe 8 isik dakikasi. Yani bu cisimle aramizda asagi yukari 30-40 isik yili mesafe vardi. Ote yandan her iki galaksiden en asagi bir milyon isik yili uzaktaydik. En son bir yildizi gec, kucuk bir gezegen boyundaki bir kutle tespit edeli en az birbucuk yil olmustu. Kutleye gelince, bu olcumlerimizi aldigimiz cisim neredeyse bir ay kadar buyuktu. Birkac hidrojen atomu disinda bir kutleye galaksilerden bu kadar uzakta rastlamak gercekten cok buyuk bir olaydi. Hepimiz sessiz bir heykel gibi kala kaldik.

Sonsuzluk gibi gecen bir sureden sonra Kaptan hepimizin aklinda olan soruyu sordu: "Ne zaman yakinina ziplayabiliriz?"

---

Uzay-zamanin bu kadar duz oldugu bir yerde herhangi bir kutle cok uzaklardan hissedilebilir oluyor. Ziplamadan sonra cismin yanina yaklastikca ne kadar buyuk oldugunu farkettik. Capi iki yuz kilometreden biraz daha buyuk, yuvarlagimsi bir cisimdi. Boyutunu net olarak tespit edebildigimiz an kabin tartisan insanlarla doldu. Bu boyut ile bu kutle bir degildi. Sadece Pilot ve ben bu tartismalara girmektense koprunun videolarindan disariyisi seyretmeye devam ettik. Her iki galaksiden bu kadar uzaktayken bir yildiz isigi bile saglayacak kadar foton olmadigindan radar ile haritasini cikartmaya calisiyorduk.

Ekrandaki goruntu yavas netlesti ve daha cok detak gozukur oldu. Pilot agzi acik bir sekilde koltuguna yaslanmis bir sekilde kalinca ben titreye titreye girtlagimi temizleyip sakin bir sekilde konusmaya calistim: "Kaptan - bu bir gezegen degil. Bu bir gemi."

Kopru aniden bir sessizlige gomuldu ve geri kalanlar da ekranlarin basina toplandilar karsimizdaki manzarayi seyretmek icin.

---

En hayal kirikligina dusuren sey, gemideki herkesin milyonlarca yil once olmus oldugnu kesfetmemizdi. Kocaman ay buyuklugundeki cisim milyarlarca, hayir, trilyonlarca varligi hibernasyon kabinlerinde tasiyan bir yolcu gemisiydi. Muhtemelen icinde dolastigimiz kocaman, tuplerle dolu katedral buyuklugundeki depolar zaten bir atmosfer icerecek sekilde tasarlanmamisti. Cesitli yerlerden ornekler aldik ve izotoplari kullarak bir tarih bulmaya calistik.

Ilk rakamlar bu geminin ve yolcularinin en azindan birkac milyar yildir yolda oldugunu gosteriyordu. Geminin buyuk bir kismi hibernasyona yatmis yaratiklardan olusuyordu. Daha sonra yasam sistemlernin oldugu bolgeleri bulduk. Buralarda yasamlarini uyanik olarak bu kocaman geminin icerisinde gecirenlerin kalintilarini bulduk. Ote yandan pek bir sey kalmamisti geriye herhangi bir cevap alabilecegimiz.

---

Ne de olsa tekrar gelebilecegimizi dusunerek bir isaret vericisi biraktik ve kendi gemimize binerek yolulugua devam hazirliklarina basladik.

Filozof ile son bir kez gemiyi kendi gozlerimizle gorebilmek icin gozetleme haznesine cikmistik.
Filozof bana bir suredir dusundugu teorisini anlatmaya basladi:

"Bu yaratiklar bunca gunes sistemlerini terkedip yeni bir galaksiye gececek kadar cesaretliymisler. Ya cok ciddi bir nufus sorunlari vardi ya da arastirma ve kesif icin yanip tututsan, son derece yaratici ve merakli bir irk idi!"

"Ya da son derece umutsuz, herseye ragmen yeni bir yerde yeni bir baslangic yapmanin hayalini kovalayan bir irk" diye cevap verdim. Bu kadar kisiyi toplayip sadece tek bir gemiye tikmak ve bu kadar buyuk bir yolculuga kalkismak bana akil kari gelmiyordu.

Her ikimiz de yolculari son bir kez selamladik uzun yolculuklarina sag saglim devam etmelerini dileyerek.

Ziplama birkac saniye sonra geldi ve gozetleme kabini simsiyah ziplama boyutunun karaltisi ile doldu.

Kendi kendime konusurcasina devam ettim: "Ya da her irkin yaptigi gibi kendilerinden ustun ve daha tehlikeli birilerinden saklanmaya calisiyorlar. Acaba iclerine bu kadar korku sokan ne ola ki?"

20081029

Yakıt bitince

Düşen kar taneleri
Kaplar yerdeki bedeni yavaşça
Uzaylının son yorganı

20081028

Yüzük

Hücresinde bir köşeye oturmuş sırasının gelmesini beklerken bir yandan parmağındaki yüzükle oynuyordu. Yüzüğün iki ayrı parçasını belli bir kombinasyon ile çevirdiği anda teleportasyon cihazı olduğu yere kitlenecek ve onu buradan alıp gemisinin güvenliğine götürecekti.

Öte yandan son yıllardır yaşadıkları birer birer aklından geçiyordu. Yoldaşları ve mücadelesini verdikleri Devrimi düşündükçe yüzüğü alıp uzaklara atası geçiyordu.

Hala bunları düsünürken kapı açıldı ve bir tegmen ile iki asker içeri girdiler. Sırası gelmişti. Birkaç dakika sonra duvara yaslanmış, göz bagcıgını reddetmiş şekilde kendisine doğrulmuş 12 tüfeğe bakıyordu. "Devrim zamanı geldiğinde duvara sırtını ilk verenlerden..."

Aradan birkaç saat sonra 16 yaşındaki genç bir er hayatının süprizi ile karşı karşıyaydı.

20081027

Kaptanın Yolculuğu

“Bir gün Dursun ile yine balığa çıkmışız...” İdris Kaptan yeni bir hikayeye başladı. Karadeniz adını verdiği küçükçe bir içdenizdeki kaptanlık yıllarını hala mutlu bir şekilde andığı ortada idi. Yine kaçırılmış büyük bir avın inanılmaz (muhtemelen de inanmamanın daha mantıklı olduğu) detaylarından sonra tekrar sessizlik kapladı köprüyü. İdris Kaptan gömleğin cebinden çıkarttığı sigara paketine bir baktı ve derin derin iç çekti. Belliydi ki kabin camından izlediğimiz görkemli yıldızlar Karadenizin karanlık gecelerini hatırlatmaktaydı.

“Kaptan, okuyucularım için buralara nasıl geldiğinizi anlatabilir misiniz? Sizin gibilerin sayısı gerçekten az, bu yüzden...”.

Kaptan bir kahkaha patlattı. Bu neşeli, konuşkan insanın neden bu işi seçtiği gerçekten kendisiyle tanışan her kişinin merak ettiği bir konuydu.

“Arkadaşım, çok uzun bir hikaye değil, anlatayım!”

“Yıl, 2014. Ben Trabzon adında küçük bir şehrin yakınlarında bir kasabada yaşıyordum. Ufakça bir balıkçı teknem vardı. Her gece güneş batmaya doğru tekneye atlar, iyice açıldıktan sonra ağları atardım. Bazı bazı yanımda bir ya da iki el olurdu ama yalnız oldugum çok olurdu.”

Paketten çıkarttığı sigaraya bakarak devam etti. “ İğrenç bir alışkanlık ya. Herneyse, ağları saldıktan sonra teknenin direğine asılı uzun dalga antenini telsize bağlar, elime mikrofonu alırdım. 2010 civarında güneşin aktivitesi gittikçe arttıgından özellikle geceleri bütün gezegen telsizimin mikrofonundan bana selam söylerdi.
Hele denizin ortasında, karadan iyice uzakta güzel açık bir gece ışıkları kapattın mı bütün gökyüzü binlerce yıldızın ışıgı altında fenerler gibi parlardı. Yıldız ışıkları denizden yansırken telsizden dostlarla sohbet büyü gibi bir ortam yaratırdı. Gerçekten en mutlu olduğum zamanlar böyle anlardı.”

“Herneyse, gene böyle bir gece ben balığa çıkmışım. Ağlar atılmış, beklerken 20 megahertzde konuşuyoruz dostlarla. Amerikadan bir adam çıkmış uzaylıların kendisini ziyaret ettiğini ve affedersin, kıçına bir şeyler sokup ölçüm aldıklarından bahsediyor. Frekanstaki diğerleriyle beraber dalgamızı geçmekteyiz bu adamla. Ben uzaylılara hiç inanmıyorum, yoktur bizim dinimizde böyle şeyler.” Bana bir göz kırptı ve devam etti, “Sonra aniden bütün frekanslarda bir ton geliyor. Ondan sonra ingilizce, rusça, fransızca almanca derken bütün dillerde tekrar eden bir yayın başlıyor. Ben haliyle ingilizce ve rusça biliyorum, başka türlü bizim oralarda balığa çıkamazsın, haliyle hemen anlıyorum ne oluyor bitiyor. Frekansta sesimi duyabilen var ise onlara anlatmaya çalışıyorum ne olup bittiğini ama sonra ögreniyorum ki adamlar bastırmışlar herşeyi, korkunç bir güçle yayın yapıyorlar.“

Sigarasını öteki cebindeki kibrit kutusundan çıkarttıgı çöple yaktı.

“Yahu meğerse bizim gezegen binlerce yıldır gizli bir örgüt tarafından uzaylılara karşı korunuyormuş! Bu adamlar bizim için uzak gezegenlerde ve yıldızlarda İnsanlık için savaşırmış, en azından Mısırlılar devrinden beri! Gizli gizli topladıkları gönüllülerle dünyanın geri kalanıyla karşılastırdığında büyünün daniskası cihazlar ve uzay gemileriyle alt etmişler çevremizdeki bütün kötü uzaylıları ve artık sonunda hazırmışlar geri kalan İnsanlığı uzaya çıkartmaya, bu gezegenleri ve yıldızları kolonize etmeye! Dahası, şu anda başlarındaki genç, Anadolu'nun bağrından çıkan birisiymiş. Anlaman lazım, biz Lazız ama Anadolu çocuğuyuz, o toprakların sevgisi ile yaşamısız onca yıldır. Nasıl gurur duydum, gereksiz bir gurur ama yine de gel kalbe anlat bunu.”

Sigarasının dumanını içine çekti ve ilk nefesinden sonra bir öksürük krizine tutuldu. Dokungaçlarımın birisiyle uzanıp sırtına birkaç defa vurdum.

“Sağolasın. Neyse, uzun lafın kısası ilk başvuranlardan birisiydim. Daha doğrusu ilk birkaç milyon içerisindeydim. Çeşitli testlerden sonra bana en uygun işi buldular, teklif ettiler, ben de atladım üstüne.”

Bir bipleme duyuldu. Önümüzdeki tarayıcıda bir gaz yoğunluğunun yaklaştıgı uyarısı vardı. İdris Kaptan bana gülümseyerek “Ağları atmanın zamanı gelmiş, yoldaş” dedi ve panellerdeki düğmelere basmaya başladı.
Kabinden dışarı baktıgımızda Galaksinin yıldızları aynı şekilde parlıyordu ancak manyetik alanlar gemiden uzağa uzanıp boşluktaki hidrojen gazını kendisine doğru çekmeye başladı. Bussard Ramjet adı verilen motoru besleyen gazlar koca uzay gemisini yıldızlar arasında ışığa yakın bir hızda hareket ettirmekteydi.

“Bazı yıldız sistemlerindeki uzaylı dostlarımıza fazla teknoloji göstermek istemiyorlar ama kültür ticaretine de devam etmek istiyorlardı. Bu sistemlere zıplayan gemiler yerine bunun gibi yavaş gemilerle ulaşılıyor haliyle. Sen benim gemime zıpladın geldin, öyle geri döneceksin ama benim hala sekiz ışık yılı yolum var. Işık hızı sagolsun, o kadar uzun tutmuyor benim için ama zaman geçiyor benim etrafımda.”

Dayanamadım. “Zaten bu yüzden sizin gibi kaptanların sayısı çok az. Herşeyi bırakıp bu şekilde yolculuk yapmaya hazır kişi sayısı çok az. Belli bir zihin yapısı gerektiriyor olsa gerek?”

Idris Kaptan tekrar kahkaha attı. “Bilemem, belki. Bizim eş kocakarı olalı yüzyıllar oldu. Belki onun dırdırından kaçıyordum, belki de bilmeden aradığım başka bir şey vardı. Çok şükür, teknoloji sagolsun, kaptanlık çok farklı değil bu gemiler için. Yine yolunu buluyorsun, yine limanları hedefleyip açıklarda yolculuk ederken sakin geceleri benzeri bir şekilde dolduruyorsun. En azından aniden bir fırtına çıkmıyor buralarda.”

Elini ansible telsizine attı. “Eee, şimdi izin verirsen, zamanı geldi”. Başımı salladım. “Frekanslar biraz farklı tabii ki ama olayın temeli yine aynı: Sohbet etmek isteyen varsa frekansta...” Eline aldığı mikrofonun üstündeki düğmeye bastı ve konuşmaya başladı. “CQ CQ CQ Kaptan İdris burada. Aldebaranlı ziyaretçisiyle bitmez tukenmez yolda devam ediyor”. Ansible çağrı frekansında olan bir başka varlık cevap verdi ve uzun bir sohbet başladı. Birbirinden en azından yüzlerce ışık yılı uzak, tümüyle başka ırklardan iki varlıgın uzun mesafe dostluğunu dinlemek yüreklerimde sıcacık bir his yarattı.

Sevgili okuyucu, İdris Kaptan ve benzerlerinin sayısı gittikçe azalmakta. Benzeri zihin yapısında olan, insan veya değil, varlık sayısı her sene azalıyor. Bunun sebebi belli değil ancak benim şahsi fikrim güzel bir gece açık denizde yıldızları izleyerek aralarında yolculuk yapmayı hayal ederek dostlarıyla sohbet eden varlıkların sayısının azalması. İdris Kaptan Dünya tarihiyle 2491 yılında gemisiyle kayboldu. Emimin bir yerlerde hala dostlarıyla sohbet etmekte. Kanımca sadece etrafına kendisinden çok daha farklı bakmakta olan bizlere karşı ilgisini kaybetti ve yıldızların arasında keyfine bakmakta, arada bir sigarasının dumanından öksürük krizlerine gire gire.

20081023

221b

Sherlock was sleeping
Holmes's naked body next to his
Baker Street's little secret

Bad holiday experience

Timesharing a cabin
In the best Aldebaran shore -
Double booked and got eaten

travelspace


Lick the funny frog,
Jump over the tesseract
You're almost there

can't get drunk anymore


Universe welcomes
the careful drivers -
nanos in my wine

no seranade today


Shattered full moon
black skies and a sad song
No regrets, yet

cuppa hot chocolate

Waiting for a bit of snow
To Ski in Olympos Mons
Unhappy customers

20081022

Rain dance

The little red bug
0n Mars waiting patiently -
For the next eon's rain

20081021

Looking for Higgs

Top quark, bottom quark,
Bosons accelerated real fast,
Marbles for grownups

Lazarus Long

Generation ship
On its endless, starstruck trip -
Lost map left back at home

Dışarı çıkmalıyım yav

Parlak yıldızlar,
Soğuk açık kış gecesi,
Ya üşengeçlik...

Mısır Anıları

Gökten yağan Sfenkler?
Zıplayan piramitler?
Uyku zamanı??

Gece gelmeden...

Gözlerimi kapattım,
Uyargaçlarım sarkık ve hissiz,
Yeşil günbatımı ne güzel!

Go! Go! Go!

Silahlar parlak ve siyah,
Lazer ışınları kırmızı ve ölümcül,
Gerginlik - Hadi Şimdi!

Deep Freeze

Slowly darkness sets,
Bright blue ice crystals in my eyes -
Mishap at Pluto