Tsutomu Nihei.
Tam da bu bulutlu, iç karartıcı ve uykulu günde ne yapacağımı düşünürken kapı çaldı. Haddinden fazla neşeli bir postacı, merdivenlerin bile tümünü çıkmaya üşenerek bana bir kutuyu resmen fırlattı, iyi günler dileyip vınladı. Tabii burada İngiliz Posta Ofisinin özelleştirilmesi ve çalışanlarına inanılmaz bir derecede yük bindirmeleriyle artık postacıların yürümekten vazgeçip postaları kapıdan kapıya koşarak etrafta dolaşmasından uzunca bir şekilde bahsedebilirim ama bir elimde bir kutu, öteki elimde az kalsın kapının önüne döktüğüm kahve, ayağımla kapıyı kapatarak içeri geçtim ve kutuyu açtım, içindekileri serpiştirdim.
Devamı aşağıda...
20140906
20140525
Umut
O pazar, evimde oturmuş uzun süredir biriken İnterzone dergilerini okuyordum. Aniden kapının çalmasıyla irkildim. Bir elimde dergi, diğerinde kahve bardağim kapıyı üçüncü elimle açtığımda karşımda iki tane kafası kazınmış, kalas gibi adam vardı.
'Hakan Kosggglllu' dedi birisi, 'Hakan Köseoğlu' diye düzeltmemle 'Gel lan pezevenk' diye yakamdan tutup beni merdivenlerden aşağı sürükleyip bir vanın içine atıp bastılar, kapıyı kapatır kapatmaz da girişmeye başladılar.
İki saat sonra kendimi Manş tünelinin girişinde bir binada küçük bir odada buldum.
'Tamam arkadaş, sen pis bir yabancısın ve şimdi ülkeden dışarı atılıyorsun' dedi karşımdaki siyah üniformalı.
'Ancak ben bir Birleşik Krallık vatandaşıyım, olamaz böyle bir şey' dedim. Cevabım 'Birleşik Krallık Bağımsızlık ve Milliyetçi Partisi hükümeti senin gibilerin vatandaşlığını kabul etmiyor, topunuz dışarı atılıyorsunuz, zencilerle asyalılar gemilere doldurulup Afrika, Pakistan ve Hindistana gönderiliyor, senin gibi Avrupa tarafından gelenler için ayrıca gemi tutmaya gerek yok, yürüyerek gidersin gideceğin yere!' oldu.
Odadan dısarı sürüklenip tekmelerden kaçmaya çalışırken kendimi tünel girişinde binlerce başka kişiyle buldum. Üstümde sadece bir sabahlık, ayağımda terlikler, bana verilen emir 'Haydi yürü, siktir git!' idi.
Elli kilometre ve onbeş saat yürüyüşten sonra kendimi Fransta toprağında buldum. Fransız polisi ifademi alıp bana Paris'teki konsolosluklara gidebileceğime dair bir kağıt verip serbest bıraktı. 'Yani istediğim yere gidebilirim?' diye sorduğumda 'Avrupa topluluğu hareket bağımsızlığı veriyor ancak burada ne çalışabilirsin ne de bir devlet yardımı alabilirsin. Tarihine bakılırsa İngiltere veya Türkiye konsolosluğu tek alternatifin' dendi.
Aradan haftalar geçtikten sonra, artık yalınayak ve hayli kilo vermiş bir halde kendimi İngiltere Konsolosluğu önünde buldum. Oradan tek alabildiğim sıkı bir dayaktı ancak Fransız polisinin yol boyunca bana her gün bulup attığı dayaklardan artık acıya alışmıştım. Türkiye Konsolosluğunu bulup kuyruğa girdim ve sonunda kendimi kısa saçlı, pala bıyıklı, kravatsız bir bürokratın karşısında buldum ve derdimi anlattım. Yıllardır Avrupada yaşadığımdan Türk pasaportumun süresi biteli bilmem kaç sene olmuştu ve nüfüs cüzdanım da geride, evimde kalmıştı. Ankara'ya yolculuk için hem para desteği hem de kağıtlara ihtiyacım vardı. Biraz klavyeyi takırdattınktan sonra bana baktı.
'Hakan Bey, uzun zamandır dikkatimizi çekmemişsiniz. Yasalar değişti. Uzun süredir pasaportunuz olmadığı için ve Türkiye'de kayıtlı olmadığınız için vatandaşlığınız tehlikeye girmiş' dedi.
'Eee, ne yapmam lazım bu durumda, hangi dilekçele....' derken sözüm kesildi.
'Kayıtlarımıza göre baba tarafınız sülalece artık Türk kabul edilmediğinden vatandaşlıktan atılmış. Ayrıca sağda solda internette sosyalist olduğunuzu yazmışsınız. Haliyle sizi Türkiye Devleti ve Milli Hareket Kalkınma Partisi Hükümeti istenmeyen kişi listesine almış. Bu andan itibaren Türk vatantaşlığınız iptaldir. Nereye gitmek istereniz oraya gidin ancak Türkiye'ye adım atamazsınız. Ayrıca bütün malvarlığınız şu andan itibaren Türk devletine aittir. GÜVENLİK, Hikmet! Atın dışarı bu herifi ve bir daha içeri almayın!'
Kapıdan dışarı tekme tokat atıldıktan sonra başka ne yapabılirim diye düşünürken alienin İrlanda bağlantıları geldi. Ne kaybedebilirdim ki? Kuzey İrlanda ile birleşip tek bir devlet olmalarının üzerinden daha birkaç yıl geçmemişti daha, Belfast'a gidebilmek için şansımı deneyebilirdim.
Uzun bir bekleme sonrasında kendimi karşısında bulduğum O'Connor adlı bürokratın derdimi anlattıktan sonra bana ilk sorusu 'Hmmm, hangi dine inanıyorsunuz' idi. 'Ne farkeder ki?' diye sormamla söylevi yedim. 'Mr. Hakan, Birleşik İrlanda Cumhuriyeti Hristiyan bir ülkedir. Katolik ve Protestanların arasındaki barışı sağlayabilmemizin tek olumlu sonucu, bütün başka dinlere inananları sınır dışı etmemizle ancak mümkün oldu ve bunu koruma konusunda çok ciddiyiz.'
'Ancak ben bir dine inanmıyor...' Derken O'Connor ayağa kalkıp gözüme bir yumruk geçirdi olanca siddetiyle. Sandalyeden düşüp şaşkınlıkla bakarken 'Siktiğimin Ateistleri, GÜVENLİİK!!! Paddy, bu herifi dışarı at, bir daha da içeri almayın' diye bağırdı ve artık alıştığım bir prosedürden geçtikten sonra kendimi tekrar sokakta buldum.
Aradan haftalar geçtikten ve bir sürü dayaktan sonra kendimi Marseille civarlarında bir balıkçı kasabası yakınlarında bir sahilde Akdeniz'e bakar buldum. Bir balıkçının kayığına atlamak üzereyim. Hedefim Afrika. Belki kara kıta beni bağrına basar, Avrupa Topluluğunun Akdenizde güneyden gelip kuzeye giden kaçakların gemilerini batırmak için kullandığı robot denizaltıları herhalde ters yöne giden birisine çok dikkat etmez diye umuyorum. Bundan sonra benden bir haber alamazsanız, muhtemelen balıklara yem olmuşumdur. Tekrar görüşmek üzere.
'Hakan Kosggglllu' dedi birisi, 'Hakan Köseoğlu' diye düzeltmemle 'Gel lan pezevenk' diye yakamdan tutup beni merdivenlerden aşağı sürükleyip bir vanın içine atıp bastılar, kapıyı kapatır kapatmaz da girişmeye başladılar.
İki saat sonra kendimi Manş tünelinin girişinde bir binada küçük bir odada buldum.
'Tamam arkadaş, sen pis bir yabancısın ve şimdi ülkeden dışarı atılıyorsun' dedi karşımdaki siyah üniformalı.
'Ancak ben bir Birleşik Krallık vatandaşıyım, olamaz böyle bir şey' dedim. Cevabım 'Birleşik Krallık Bağımsızlık ve Milliyetçi Partisi hükümeti senin gibilerin vatandaşlığını kabul etmiyor, topunuz dışarı atılıyorsunuz, zencilerle asyalılar gemilere doldurulup Afrika, Pakistan ve Hindistana gönderiliyor, senin gibi Avrupa tarafından gelenler için ayrıca gemi tutmaya gerek yok, yürüyerek gidersin gideceğin yere!' oldu.
Odadan dısarı sürüklenip tekmelerden kaçmaya çalışırken kendimi tünel girişinde binlerce başka kişiyle buldum. Üstümde sadece bir sabahlık, ayağımda terlikler, bana verilen emir 'Haydi yürü, siktir git!' idi.
Elli kilometre ve onbeş saat yürüyüşten sonra kendimi Fransta toprağında buldum. Fransız polisi ifademi alıp bana Paris'teki konsolosluklara gidebileceğime dair bir kağıt verip serbest bıraktı. 'Yani istediğim yere gidebilirim?' diye sorduğumda 'Avrupa topluluğu hareket bağımsızlığı veriyor ancak burada ne çalışabilirsin ne de bir devlet yardımı alabilirsin. Tarihine bakılırsa İngiltere veya Türkiye konsolosluğu tek alternatifin' dendi.
Aradan haftalar geçtikten sonra, artık yalınayak ve hayli kilo vermiş bir halde kendimi İngiltere Konsolosluğu önünde buldum. Oradan tek alabildiğim sıkı bir dayaktı ancak Fransız polisinin yol boyunca bana her gün bulup attığı dayaklardan artık acıya alışmıştım. Türkiye Konsolosluğunu bulup kuyruğa girdim ve sonunda kendimi kısa saçlı, pala bıyıklı, kravatsız bir bürokratın karşısında buldum ve derdimi anlattım. Yıllardır Avrupada yaşadığımdan Türk pasaportumun süresi biteli bilmem kaç sene olmuştu ve nüfüs cüzdanım da geride, evimde kalmıştı. Ankara'ya yolculuk için hem para desteği hem de kağıtlara ihtiyacım vardı. Biraz klavyeyi takırdattınktan sonra bana baktı.
'Hakan Bey, uzun zamandır dikkatimizi çekmemişsiniz. Yasalar değişti. Uzun süredir pasaportunuz olmadığı için ve Türkiye'de kayıtlı olmadığınız için vatandaşlığınız tehlikeye girmiş' dedi.
'Eee, ne yapmam lazım bu durumda, hangi dilekçele....' derken sözüm kesildi.
'Kayıtlarımıza göre baba tarafınız sülalece artık Türk kabul edilmediğinden vatandaşlıktan atılmış. Ayrıca sağda solda internette sosyalist olduğunuzu yazmışsınız. Haliyle sizi Türkiye Devleti ve Milli Hareket Kalkınma Partisi Hükümeti istenmeyen kişi listesine almış. Bu andan itibaren Türk vatantaşlığınız iptaldir. Nereye gitmek istereniz oraya gidin ancak Türkiye'ye adım atamazsınız. Ayrıca bütün malvarlığınız şu andan itibaren Türk devletine aittir. GÜVENLİK, Hikmet! Atın dışarı bu herifi ve bir daha içeri almayın!'
Kapıdan dışarı tekme tokat atıldıktan sonra başka ne yapabılirim diye düşünürken alienin İrlanda bağlantıları geldi. Ne kaybedebilirdim ki? Kuzey İrlanda ile birleşip tek bir devlet olmalarının üzerinden daha birkaç yıl geçmemişti daha, Belfast'a gidebilmek için şansımı deneyebilirdim.
Uzun bir bekleme sonrasında kendimi karşısında bulduğum O'Connor adlı bürokratın derdimi anlattıktan sonra bana ilk sorusu 'Hmmm, hangi dine inanıyorsunuz' idi. 'Ne farkeder ki?' diye sormamla söylevi yedim. 'Mr. Hakan, Birleşik İrlanda Cumhuriyeti Hristiyan bir ülkedir. Katolik ve Protestanların arasındaki barışı sağlayabilmemizin tek olumlu sonucu, bütün başka dinlere inananları sınır dışı etmemizle ancak mümkün oldu ve bunu koruma konusunda çok ciddiyiz.'
'Ancak ben bir dine inanmıyor...' Derken O'Connor ayağa kalkıp gözüme bir yumruk geçirdi olanca siddetiyle. Sandalyeden düşüp şaşkınlıkla bakarken 'Siktiğimin Ateistleri, GÜVENLİİK!!! Paddy, bu herifi dışarı at, bir daha da içeri almayın' diye bağırdı ve artık alıştığım bir prosedürden geçtikten sonra kendimi tekrar sokakta buldum.
Aradan haftalar geçtikten ve bir sürü dayaktan sonra kendimi Marseille civarlarında bir balıkçı kasabası yakınlarında bir sahilde Akdeniz'e bakar buldum. Bir balıkçının kayığına atlamak üzereyim. Hedefim Afrika. Belki kara kıta beni bağrına basar, Avrupa Topluluğunun Akdenizde güneyden gelip kuzeye giden kaçakların gemilerini batırmak için kullandığı robot denizaltıları herhalde ters yöne giden birisine çok dikkat etmez diye umuyorum. Bundan sonra benden bir haber alamazsanız, muhtemelen balıklara yem olmuşumdur. Tekrar görüşmek üzere.
Labels:
Flash Fiction
20140412
Remote Controlled Flight
One thin can, tumbling
Not allowed to touch anything -
Fear of defection
(Note: Not only Gagarin wasn't allowed to land with Vostok 1, he wasn't allowed to touch anything and the flight was completely remote controlled - http://en.wikipedia.org/wiki/
Labels:
scifaiku
20140225
Sincere apologies to the ghost of Mr. Adams
Meteor flies fast
Bright moon ahead, An idea flashes -
Oh no, not again!
Bright moon ahead, An idea flashes -
Oh no, not again!
Labels:
scifaiku
words instead of sounds...
Zaman taneleri düşer tepemize, üstümüze
Geçmiş ve gelecek bizim olsun - sorumluluk olmasın -
Sonsuzluğun sessizliği ve kaosun gürültüsü
Geçmiş ve gelecek bizim olsun - sorumluluk olmasın -
Sonsuzluğun sessizliği ve kaosun gürültüsü
Labels:
scifaiku
An ode to pTerry
"Pffff" said a small god
The explosions rocked the world
"Give way" said the giant.
Labels:
scifaiku
Mert der ki yaz çiz, biz boş dururken...
Ne dersen de, boş...
Ahali lafa gelmez,
Vazgeç bu kış vakti...
Boza, ıhlamur,
Çay, kahve, iç kardeş iç,
Düşen kara biz bakar....
Gelecekten Haber Manşetleri
Robot Lobisi iktidara getirdi bizi" biipledi BaşRobot.
(7 kelime ne yazık ki, daha kısamadım. Fikir Banu'dan çıktı.)
TOMA dile geldi: Lobiciler benim cebimde!
Robot Lobisi meydanda: 'Biip booop blooop'!!
Başbakan iddia ediyor: 'Robot Lobisi darbesi'!
Esasında son dediğim gerçek olabilir, bi bakmam lazım haberlere.
Son Haber: Robotlar Gezi Parkında direnişte!
İddialar: Enver Paşa'nın vücudu robotmuş!
Labels:
Flash Fiction
20140121
All it takes is a world, disc shaped
"Pffff" said a small god
The explosions rocked the world
"Give way" said the giant
Labels:
scifaiku
20131011
Gelecekten Gazete Başlıkları
Komite onayladı! Dünya kapanacak!
Aydaki ev kira fiyatları fırlıyor!
Zamanda yolculuk bulundu!
Malazgirtte kapı yokmuş!
Sunucunun kalbi kırıldı!
Antika saat tamircisi aranıyor!
Gezginlere Müjde!
Başbakan: Uzay gemilerinde alım satım vergisi kalkacak!
Labels:
Flash Fiction
Klavye kalmadı, antika var, versek?
Tak daktilo tuk
Ofis bomboş, kahve yok
Modern bok yaşam!
| Eski ofisi boşaltırken bulduk geçen ay. Cidden! |
Labels:
haiku
20131006
20131005
Orda, bir köy var uzakta, T-Rex'ler yönetiyor
Hedef: Dünyanın merkezi! Git git bitmiyor!
Baltalar elimizde, kazmalar belimizde,
Önümüze gelene bin tekme derken
Köşeyi döndük ve karşımızda kocaman bir dinozor!
Hay! Ahmet'in kafasını ısırdı...
Eeee, sıçtık galiba.
Veeerrrnnnnn!!!
Yakalarsam seni bir var yaaaa, dur kaçma pezevenk!
Labels:
scifaiku
20131004
A different point of view
My eyes adapt.
As I descent the long stairs,
I notice there are some creatures down below,
They are insignificant, their minds a mere snack, nothing else.
Maybe I should take a nap, when I am refreshed, they will taste better.
I set the alarm, when the time comes, it will go off and I will resume my travels,
I know my love awaits... We shall meet again.
And I drift off...
And the dreams I dream start coming true...
And the dreams I dream start coming true...
Labels:
scifaiku
Fibonacci-ku
La!
La!
Yüce!
Tanrılar!
Toplantı bitti,
Ve zor kararlar verildi,
Yıldızların zamanı geldi, geçeçek!
Ve yeşil tanrı şimdi uyanıyor, rüyalarından!
Ümit et ki ilk seni yesin, sona kalmayasın, sonra çok ağlarsın, ey zavallı!
Labels:
scifaiku
This is not a haiku, dumbass
Bir sana, bir bana,
Tek tek saydık yıldızları
Bu sönecek, bu söndü derken
Zamanın sonunu ettik,
Boş biraları sen toplarsın artık,
Bulaşıklar benden...
Labels:
scifaiku
Subscribe to:
Posts (Atom)



